İçerik
Santo Domingo'da Bir Gece: Zona Colonial'de Mini Tur

İşten iyice bunaldığımız bir hafta sonu “hadi şehre inelim” dedik, atladık Santo Domingo’ya gittik. Hedef belli: yerlilerin kısaca “la Colonial” dediği Zona Colonial.
Burası neresi?
Kısaca anlatayım: Zona Colonial, Santo Domingo’nun tarihî merkezi. Amerika kıtasında Avrupalıların kurduğu ilk kalıcı şehir burası; temelleri 1490’ların sonunda atılmış. Amerika’nın ilk katedrali, ilk taş döşeli sokakları, 500 yılı aşkın binaları hep bu birkaç sokakta. 1990’dan beri de UNESCO Dünya Mirası listesinde.
Açıkçası bunları gitmeden önce yarım yamalak biliyordum. Gidince anladım: okumakla o taşların arasında yürümek aynı şey değilmiş.
Akşam yürüyüşü
Hava kararırken sokaklara daldık. Alçak, renkli evler, demir parmaklıklı pencereler, sokak lambalarının sarı ışığı…


Sonra karşımıza Catedral Primada de América çıktı: Amerika’nın ilk katedrali. Gece ışıklandırılmış cephesi fotoğrafta olduğundan çok daha etkileyiciydi. 16. yüzyılın başından kalma bir yapının önünde durup “bu taşlar ne gördü kim bilir” diye düşünmemek mümkün değil.

Katedralin etrafındaki sokaklar ayrı bir dünya: başımızın üstünde ışık zincirleri, kaldırımda restoran masaları, her köşeden müzik.

Sokakta dans
Bu gecenin asıl anısı binalar değil, insanlardı. Sokakta müzik çalıyor, insanlar dans ediyordu. Biz kenarda izlerken bizi de aralarına aldılar. Dans bildiğimden değil; burada kimse “bilmiyorum” demene izin vermiyor. Çok cana yakın insanlar.
Gece boyunca gerçekten güzel insanlarla tanıştık. Şehri biraz da onların gözünden öğrendik. Sonradan da buluşabileceğimiz dostlar edindik. Bir şehri güzel yapan biraz da bu.
Taş duvarlar ve ahşap kapılar
Gecenin ikinci yarısında Calle Las Damas civarındaydık. Bu sokak, Amerika’nın ilk taş döşeli sokağı olarak anılıyor. Mercan taşından örülmüş kalın duvarlar, iki kat yüksekliğinde ahşap kapılar. Her kapının önünde durup bir fotoğraf çektirmeden edemedim.

Bir de şu kare var. Buna İzmit oturuşu denir. Dalga geçmek için çektik ama gecenin en çok güldüğümüz fotoğrafı bu oldu. 500 yıllık bir kapının önünde, Kocaeli’nin kültürünü Karayipler’e taşıdık; tarih bize minnettar olmalı.

Neyse, ciddiyete dönelim. Mühendis gözüm burada da boş durmadı tabii. Duvarlardaki taşların yüzeyi delik deşik; bölgede çokça kullanılan mercan kireçtaşı bu. Yumuşak olduğu için kolay işleniyor, sıcağa ve neme de iyi dayanıyor. 500 yıl sonra hâlâ ayakta olması yeterince kanıt.
Tarihin arasına serpiştirilmiş modern heykeller de vardı. Metal bir boğa, taş duvarın önünde tel bir figür…


Bir de María de Toledo’nun heykeli. Kaidesindeki yazıdan öğrendim: 1490–1549 yılları arasında yaşamış, Kristof Kolomb’un oğlu Diego Colón’un eşi.

Sokak ressamları
Gecenin sonunda Calle El Conde’ye çıktık. Burası Zona Colonial’in yaya caddesi. Sokak sanatçılarının resimleri yan yana dizilmişti: parlak renkler, Karayip kadınları, aslanlar, dansçılar. O kadar güzeldi ki bu yazının kapağı oldu.

Not: fotoğraflar hakkında
Telefonum gece çekimlerinde pek iyi değil; bazı kareler karanlık, bazıları gürültülü. Yapacak bir şey yok. Bu fotoğraflar kartpostal olsun diye değil, o geceyi hatırlamak için. Ana anı bunlar.
Zona Colonial’e gündüz de gidilir ama bence akşamı kaçırmayın. Işıklar yanınca, müzik başlayınca şehir bambaşka bir yere dönüşüyor.
Bu sayfa yararlı oldu mu?
Eksik, hatalı ya da eklenmesini istediğiniz bir şey varsa bir cümle yeter; her mesajı okuyorum.
